İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Melisa Kesmez – Nohut Oda

Yaşayıp gidiyoruz. Nasıl bir yaşamaksa bu; düşlerimizden, yapmak istediklerimizden, olmak istediğimiz yerden epey uzak. Melisa Kesmez bir başka öyküsünde, “Hayat işte. Evde hayal kuruyor, sonra sokağa çıkıyor ve hepsini tek tek gömüyorsun bir yerlere. Hayatın, aklındaki ile alakası yok.” der. Canımız sıkılıyor sevgili okur. Bir şeylerin değişeceği bir gün olsun bugün. Var olun.


Melisa Kesmez – Nohut Oda

İletişim Yayınları, s.77-78


Sokağın sonundaki tek katlı evimizin yoldan sadece kırmızı kiremitleri görünüyordu. Ev sanki yüz yıllık uykuya dalmış, arsızca dallanıp budaklanmış bitkilerin arasında, gür yaprakların arkasında yitip gitmiş, metruk bir yere dönüşmüştü.
Koşar adım bahçe kapısına vardığımda zihnim allak bullaktı. İçeride beni ne bekliyordu, hayal dahi etmek istemiyordum.
Derin bir nefes alıp demir kapıyı ittim.
Kapının arkasında birikmiş kuru yapraklar hışırdayarak gönülsüzce yol verdiler bana. Büyümüş, neredeyse diz hizasına gelmiş ayrıkotlarının altında kaybolmuş, ancak evvelden oradan yürümüş birinin takip edebileceği çakıltaşı yoldan evin kapısına doğru ilerledim. Adım attıkça ayaklarımın altında ezilen taşlar gıcırdıyor, her yanını ot bürümüş bahçenin kuytu köşesinde sayısız yaşam, türlü hışırtıyla varlığını ilan ediyordu.
Kameriyenin demirleri boyunca göğe doğru yükselen, eve en çok yaklaştığı yerden çatıya sıçrayıp oradan hunharca büyümeye devam eden dev begonvil, dökülmüş çiçekleriyle evi yutmaya hazırlanan bir canavardı şimdi.
Petunyalar, yaseminler, kadife çiçekleri, aslanağızları, siklamenler, sardunyalar… Handan’ın yavrusu gibi baktığı bütün çiçekler tarhlardan, saksılardan dışarı taşmış, kalan son enerjileriyle bahçenin kuru toprağı boyunca kıt kanaat ilerlemeye çalışırken bir noktada yaşamaktan vazgeçmiş gibiydiler. Kör sineklerin konup konup kalktığı, zarımsı solgun gövdeleri çoktan zamana yenik düşmüş, toprağa karışmak üzereydi.
Arsızca büyümüş dalları bazen aralayarak, bazen eğilip altlarından geçerek, bazen de üzerlerinde atlayarak bahçeyi güç bela geride bırakıp, kapıya tırmanan altı basamaklı merdivenin başına kadar gelmeyi başardım. Düşen eriklerin lekelediği taş basamaklara admımı atar atmaz yerden bir sinek bulut havalandı.
Nihayet kapıya vardığımda kulaklarım uğulduyordu.
Hemen zile basmak istedimse de yapamadım.
Arkama dönüp artık birkaç basamak yukarısında durduğum bahçeye baktım tekrar. Az ötede, begonvilin ele geçirdiği kameriyenin hemen önündeki süs havuzunu fark ettim. Şıpırtısıyla bahçeyi bir zamanlar bir yeryüzü cennetine tamamlayan fıskiyesi şimdi kapalıydı. Suyun yüzeyi kuru yapraklarla örtülmüştü. Peki balıklar, onlar hayatta mıydı?
Burada ne olmuştu? En son ne zaman gelmiştim sahi?
Dönüp zili çaldım.
Evin sessiz koridorunda kuşlar cıvıldadı. Bekledim. Gelen giden yok. Kapının yanındaki pencereden içeriye bakmaya çalıştım. Hiçbir şey göremeyince çantamın içinden anahtarımı arayıp buldum.
Titreyen ellerle anahtarı zar zor kilide sokup döndürdüm. Kapı gıcırdayarak açıldı.
İçeri seslendim: “Handan!”


Bu pasaj, İletişim Yayınları Nohut Oda kitabından alıntıdır.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir