İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sevgi Soysal – Tekliğin Türküsü

insan binbir çeşit. Hepsinin elle tutulur bir yanı var da, vefasızı canımızı çok sıkıyor. Yaz ortasında dağlara kar yağıyor. Rilke, “Bütün kendimi adadıklarım ömrümce / Ansızın zenginleşip beni harcamaktalar.” diyor. Ne tuhaf bir çağdayız sevgili okur. Ne tuhaf! Var olun.


Sevgi Soysal – Tekliğin Türküsü

İletişim Yayınları, s.115-117


Louis Andreas-Salome’ye Mektuplar / Rainer Maria Rilke
Münih, 8 Haziran 1897 Salı

Bir hafta önce, o masal sabahında evime getirdiğim kır çiçekleri, onları yerleştirdiğim kitap sayfaları arasında çoktan solmuşlardı. Ama onlara baktığımda tatlı bir anıyı gülümsediler bana; o zamanki gibi mutlu görünmek istediler sanki-
Az yaşanan saatlerdendi bunlar. Bütün çiçekleri açmış bir ada ülkesine benzer bu saatler: dalgalar, bahar çırpıntılarının ardında sessizce soluk alırlar, ve ne geçmişten gelen bir kayık, ne de geleceğe yol almak isteyen olur.
Sonra günlük yaşama dönüşün varlığını bilmek eksiltmez bu saatlerden bir şeyler.- Bütün öteki saatlerden çözerler kendilerini, ikinci daha yüce bir benin yaşantılarıymışçasına ayrı kalırlar.
Böylesine yukarıda kalmış ada yaşantıları çok az insanın geleceğindedir gibi gelir bana-

   Bir mutluluğun çanları çalıyor, çiçek açıyor ırakta.
sonra sarmaşıp yalnızlığıma
altından süsler gibi sonra
işlenmeğe istekli düşlerime.

   Ve benim küçük yaşamımsa
acı karları kaplı, şimdiden üşümüş bir de
kutsal bir zaman ona
bir kutsama baharı getirmeli sonra

Artık köylerde olmak istiyorum, öylesine sesli ve yaban kent. İç- oluşum sıralarında yabancı olan hiçbir şey çevremize sürünmemeli. Çok yıllarda bir kez benim için ne olduğunu anlayacaksın.
Bir dağın tepesindeki kaynağın susamışa ne olduğunu anlayacaksın. İyi ve sadıksa susamış, yeni bir güneşe yol almak için onun serin berraklığını yudumlamaz; onun kıyısında, şarkısını dinleyebilecek kadar yakınında bir kulübe yapar, gözleri güneş yorgunu olana dek çimenli kıyıda kalır; yüreği zenginlikten, anlayıştan taşar.
Ben kulübeler yapıp kalacağım.
Benim berrak suyum. Nasıl sadık olmak istiyorum sana. Sende olmayan hiçbir göğü, hiçbir güneşi, hiçbir çiçeği görmek istemiyorum. Senden görmek istiyorum hepsini. Senin göğe bakmanla bir şeyler güzellenip büyüleniyor. Senin kıyındaki çiçek- her şeyleri sensiz görmek zorunda olduğum zamanlardan biliyorum- yalnız ve donuk yosunukta titrerken iyiliğinde ışıklanıverir, küçük başı göğe ulaşır sanki; senin derinliğinde yeniden ışıklanan göğe. Senin kıyına tozlu ve donuk gelen güneşışığı ruhunun yıkanık denizinde temizlenir, binleşip ışır.
Yıkanın suyum benim. Evreni senden görmek istiyorum; o zaman gördüğüm evren değil sensin çünkü, yalnızca sen, sen, sen!
Bayramımsın. Düşlerimde sana gittiğim zamanlar saçlarında çiçekler oluyor. Çiçeklemek istiyorum saçlarını. Hangileriyle bilmiyorum. Hiçbiri yeterince tatlı ve sade değil ki. Hangi mayıstan koparmalıyım onları- ama şimdi başında bir çelenk ya da bir taçla dolaştığına, hep böyle olduğuna inanıyorum.
Hiç başka görmedim seni.
Sana yakarabileceğimden başka görmedim seni. Seni sevebileceğimden başka hiç istemedim seni. Sana inanabileceğimden başka tapmadım sana.
Seninim, yolcunun tozu gibi seninim ama koruyamıyorum seni.
Buyruk nasıl kraliçeninse öyle seninim ama zengin edemem seni.
En ufak, en son yıldız bile nasıl geceninse, onu ayırdetmeyen, ışığını bilmeyen geceninse öyle seninim.


Bu pasaj, İletişim Yayınları Tekliğin Türküsü kitabından alıntıdır.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir